3- MAVİ YOL 2026-BAHAR SAYISI (3. Sayı)MAVİ YOL DERGİSİ

Hayrettin YAZICI -TÜRK DÜNYASININ ORTAK HAFIZASI: NEVRUZ

TÜRK DÜNYASININ ORTAK HAFIZASI: NEVRUZ

İnsanlık tarihi boyunca bazı günler vardır ki takvim yapraklarının ötesine geçen anlam yüklenir, sembolleşir ve kuşaktan kuşağa taşınır. Nevruz da bu günlerden biridir. Sadece baharın gelişi değil, aynı zamanda insanın doğayla, geçmişle ve kendi varoluşuyla yeniden kurduğu bağın adıdır. Türk dünyasında Nevruz, bir bayram olmanın çok ötesinde, ortak hafızayı diri tutan derin bir hatırlayıştır.

 Nevruz, kelime olarak ‘yeni gün’ anlamına gelir. Ancak bu yalın anlam, onun tarihsel ve kültürel derinliğini tek başına açıklamaya yetmez. Çünkü Nevruz, yazılı tarihin sınırlarını aşan, Türklerin Orta Asya bozkırlarında şekillenen hayat anlayışıyla iç içe geçmiş bir doğa-tabiat bayramıdır. Gök Tanrı inancının merkezinde yer alan doğa kutsallığı, mevsim döngülerine ayrı bir anlam yüklemiş; gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart, evrendeki denge ve uyumun simgesi hâline gelmiştir.

Türkler için bahar, yalnızca toprağın uyanışı değildir; insanın da içsel olarak yenilendiği, umutlarını tazelediği bir eşiktir. Bu nedenle Nevruz, karanlığın aydınlığa, kışın bahara yenildiği bir dönüm noktası olarak algılanmıştır. Ergenekon Destanı’nda anlatılan demir dağı eriterek özgürlüğe çıkış hikâyesi, Nevruz’un Türk kültüründeki anlamını en güçlü biçimde yansıtır. Bu anlatıda Nevruz; esaretten kurtuluşun, yeniden doğuşun ve kaderi değiştirme iradesinin simgesidir.

Türk dünyasının geniş coğrafyasında Nevruz farklı adlarla anılır fakat taşıdığı ruh aynıdır. Anadolu’da Nevruz, Azerbaycan’da Novruz, Kazak bozkırlarında Naurız, Kırgız yaylalarında Nooruz olarak yaşatılır. Diller değişir, lehçeler ayrışır ancak bahara yüklenen anlam değişmez. Her yerde ateş yakılır, 

üzerinden atlanır; evler temizlenir, küslükler son bulur. Tüm bu ritüeller, insanın eski yıldan arınarak yeniye hazırlanma arzusunun ifadesidir.

Nevruz’un yayılma alanı, Türkler’in tarih boyunca yürüdüğü yollarla birebir örtüşür. Orta Asya’dan Kafkasya’ya, Anadolu’dan Balkanlara, Altaylar’dan Sibirya içlerine kadar uzanan bu geniş coğrafyada Nevruz, Türk kimliğinin sessiz ama güçlü bir tanığı olarak varlığını sürdürmüştür.

Bugün Nevruz, Türk dünyası için sadece geleneksel bir bayram değil; aynı zamanda ortak bir kültür ve tarih bilincinin ifadesidir. Modern dünyada sınırlar, ideolojiler ve siyasal ayrılıklar çoğu zaman insanları birbirinden uzaklaştırırken, Nevruz ortak bir dil gibi Türk topluluklarını aynı duyguda buluşturur. Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası bir gün olarak kabul edilmesi de, bu kadim geleneğin evrensel bir değer taşıdığını göstermektedir.

Sonuç olarak Nevruz, Türk dünyasında geçmişle gelecek arasında kurulan bir köprüdür. Doğaya saygının, özgürlüğe duyulan özlemin ve insanın kendini yeniden inşa etme iradesinin simgesidir. Her bahar yeniden hatırlatır: Kış ne kadar uzun sürerse sürsün, bahar mutlaka gelir. Ve insan, tıpkı doğa gibi, her zaman yeniden başlayabilir.

Ancak şunu kabul etmemiz gerekir ki, yakın zamana kadar Anadolu Türk coğrafyasında bahar, bazı yörelerde mart, bazı yörelerde nisan, bazı yörelerde mayıs aylarında değişik adlar altında kutlanır, 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdrellez gibi. İçerik ve amaçları aynı olmakla birlik “Nevruz” adı pek kullanılmaz. Birçok Türk gelenek, görenek ve töresi gibi Nevruz’un da zaman zaman yasaklandığı, görmezden gelindiği ve topluma unutturulduğu anlaşılmaktadır. Bu yasaklamaların illâ da kanun yolu ile olması gerekmiyor; çoğu zaman kullanılan yöntem, din dışı gösterilmesi ve aşağılanması şeklinde gerçekleştirilmektedir. Bu konuda benim şahidi olduğum tartışmalar, konuşmalar ve zımnen yasaklamalar söz konusudur. Ne yazıktır ki, Anadolu’da yeniden yaygınlık kazanması bir terör örgütünün Nevruz’u bir araç olarak kullanması ile hatırlanmış, sonradan da hem devlet hem de millet sahiplenmek durumunda kalmıştır.

Çocukluğumun geçtiği Bayburt yöresinde, kendi köyümde, benim de katılıp yaşadığım bir bahar kutlamasını burada anmak isterim. Bizde baharın gelişi “çimen basmak” olarak kullanılır. En çok sevdiğim adlandırmalardan biridir çimen basmak. O gün evlerin temizlendiğini, akşamdan büyük hazırlıklar yapıldığını, yumurtaların kaynatılıp soğan kabuğu kaynatılarak boyandığını hatırlıyorum. Bir nevi yol azığı hazırlamak gibi bir hazırlık yapılır, herkes en güzel elbiselerini giyer; güneşli bir gün seçilerek, köyün üst kısmında bulunan derede bir alıç ağacı vardı, o ağacın etrafında toplanılır; yemekler yenir, türküler söylenir, halaylar çekilir, sonunda da özellikle genç kızlar tarafından dilek tutularak çalıya renkli bezler bağlanırdı. Bu durum sanırım, başka bir ad altında “çimen basma” adıyla bir tür Nevruz kutlamasıydı. Ateş yakıldığını hatırlamıyorum. Yörede ağaç kıt olduğundan ateş yakma geleneği zaman içinde unutulmuş olabilir, bu benim düşüncem…

Bu bize gösteriyor ki; ne ad ve san altında olursa olsun, Türk milleti bütün coğrafyalarda, baharın gelişini bir uyanış olarak kutlama gereği duymuştur. Tabiatla kavgayı değil, uyumu seçmiştir ve tabiata derin bir saygı, sevgi ve muhabbet duymuş; bunu da tabiatla iç içe kutlamıştır. 

Hayrettin YAZICI

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu