TÜRKÜLERİMİZ
Meyve sever misiniz?
Mesela elma sever misiniz? “Severiz.”
Ya şeftali, “tabii ki severiz.”
Ya kiraz, ya kavun sever misiniz? “elbette severiz.”
Türkülerimizi sever misiniz? “çok severiz.”
Peki, meyvelerle türküler ne alâka?
Şu alaka; meyveler geçer türkülerimizin içinden. Birçok meyvelerimizle türkülerimizin alakası vardır.
Nasıl? Şöyle:
-”Bir dilim, iki dilim, üç dilim elma”
“Bir dalda iki kiraz”
“Şeftalisi bala benziyor”
“Karpuz kestim yiyen yok”
Kavun gibi mis kokuludur türkülerimiz. İncir gibi baldır.
Türküyle başlar insanlık tarihi.
Doğan ilk bebeğin ağlamasıyla başlar; bu, ağıttır.
Bebek biraz büyür, gülmeye başlar sesli sesli; bu sesler müzik gibidir, neşenin zevkin ifadesidir.
MÖ 4000-2000 yılları arasında hüküm süren ve Orta Asya’dan Mezopotamya’ya gelip yerleşen, Samiler’in “Karakafalılar” dediği Ubeid kabilesinde, yani Sümerlerde de vardı müzik, Araplarda da. Diğer Mezopotamya uluslarında da vardı müzik, Asya’daki bütün halklarda da.
Müzik, Ortadoğu’dan Anadolu köprüsüyle Avrupa halklarına geçtiğinde eğlenceye döner, dansa döner, düğün müziği olur. Hatta kilise müziği olur, insanların ruhuna siner.
Türklerin türküsü “Türk” kelimesinden türemiştir. Sonuna “-i” eki gelerek “Türkî” olmuştur. Türküler halk şiiriyle hece ölçüsüyle yazılmıştır. Türkünün tarifini şöyle yapabiliriz:
“Kavuştaklı, kişilerin ya da toplumların acılarını, sevinçlerini dile getiren ve kendisine has bir ezgiyle söylenen bir koşuk biçimidir.”
Türkü, Asya’da yaşayan Türk boylarında farklı isimlerle söylenir.
Azeri Türkleri: Mahnı
Kırgızlarda: Edik
Özbeklerde: Türkî
Tatarlarda: Cırı
Türkmenlerde: Halk aydımı
Uygurlarda: Nahşa, koça nahşisi
Bozkurt halkında: Yırı olarak isimlendirilmiştir.
Anadolu’da âşıkların ve ozanların çıkmasıyla halk türkülerimiz gelişmeye başlar. Seyyid İmadeddin Nesimi, Şah Hatayi, Yemini, Viranî, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Dadaloğlu, Köroğlu, Âşık Daimi, Emrah, Âşık Veysel Şatıroğlu bunlardan bazılarıdır.
Âşıklarımızın ve ozanlarımızın doğduğu, yaşadığı yerler genellikle Türk köyleridir. Yani köyler sözün, sazın, türkünün doğum yeridir. Türk köylerinden çıkan âşıklarımız ölümsüzdür. Onlar nesiller boyu içimizde yaşamış, tarihe geçmiştir. Türk ölümsüzdür, türkü ölümsüzdür. Türk milleti ölümsüzdür.
Türküler bitmez, türküler yitmez, türküler tükenmez.
Türk de bitmez, Türk yitmez, Türk tükenmez.
KÖYÜN TÜRKÜSÜ
Onlar dağ köylerinde
Kerpiç damlarda doğdular
Kerpiç damlarda büyüdüler
Delikanlı oldular
Genç kız oldular
Ekin ektiler
Orak biçtiler
Tezek kuruttular
Ateş yaktılar
Onlar türkü söylediler,
Türkü dinlediler…
Dut dallarından dut silkelediler
Ceviz dallarından ceviz çırptılar
Bahçelere fidan diktiler
Bağlara tiyek diktiler
Asma diktiler
Meyve yetiştirdiler
Domates patlıcan biber ektiler
Fasulye nohut mısır ektiler
Bostan suladılar
Bostan topladılar
Onlar türkü söylediler
Türkü dinlediler…
Meralarda davar güttüler
Sapan attılar, kaval öttürdüler
Çabuk büyüdüler, çabuk yaşlandılar
Ankara’yı, İstanbul’u göremediler
Gün geldi tükendiler
Gün geldi yittiler
Gün geldi bitip gittiler
Dönmemesine gittiler
Onlar ölmediler,
Onlar türkü söylediler…
Onlar bir kara şalvarı
Sekiz sene giydiler
Sabah tarhana çorbasına
Akşam bulgur aşına
Tahta kaşık salladılar
Ayaklarında bir kara cızlavuk lastik
Dere tepe düz gittiler
Yokuşta inişte ayak teptiler
Onlar türkü söylediler,
Türkü dinlediler…
Melengiç topladılar, sumak yoldular
Alıç, göbelek devşirdiler
Düven sürdüler, harman kaldırdılar
Kır beygiri kolanladılar
Kır beygire bindiler
Yağmur yağdı dam loğladılar
Kar yağdı kar kürüdüler
Çabuk büyüdüler, çabuk yaşlandılar
Onlar türkü söylediler,
Türkü dinlediler…
Köyün öte geçesinde
Selvi dallarında tüneyen kuşlar
Akan dereler, esen yeller
Ormanlar, dağlar, bahçeler, bağlar
Bulutlar, yağmurlar
Ahırdaki eşekler, atlar
Koyunlar, kuzular, inekler
Ve kırlardaki çiçekler
Ve topraktaki böcekler
Kelebekler, köstebekler
Ve beşikteki bebekler
O türküleri söylediler,
O türküleri dinlediler.
Eli bastonlu aksakallı dedeler
Başı yaşmaklı bağrı yanık neneler
Bakışları saf, bakışları asaletli
Bakışları mis gibi memleket kokan efendiler
Onlar Mustafa Kemal’in sevdiği
Hanımefendiler, beyefendiler
Köylü geldiler köylü gittiler
Bitmediler, tükenmediler
Onlar toprağa ekildiler
Onlar filiz verdiler
Toprak kokan, yaprak kokan yiğitler
Yeniden yeşerdiler, yeniden yettiler
Onlar ölmediler,
Onlar türkü söylediler…
Onlar davar güttüler
Süt sağdılar, yoğurt mayaladılar
Peynir yaptılar, çökelek yaptılar
Buğdayı un, unu ekmek ettiler
Tarlada bahçede bostan diktiler
Onlar efendi oğlu efendiler
Önce doğdular
Sonra büyüdüler
Çabuk büyüdüler
Çabuk yaşlandılar
Onlar asırlara hükmettiler
Sonunda
Bir tahta minarede verildi salaları
Topraktan geldiler
Toprağa gittiler
Toprağı yorgan ettiler
Toprağı çok sevdiler
Onlar ölmediler,
Onlar türkü söylediler,
Sadece türkü söylediler
Mustafa BAŞIBÜYÜK








