BEN SENİ
Ben seni
Kıraç toprakların yağmuru beklediği gibi değil;
Duası yarım kalmış bir Behlül’ün
Göğe bıraktığı son nefes gibi bekliyorum.
Ben seni,
Kaderin vaat ettiği bir an gibi değil;
Kökünü unutmuş bir ağacın,
Hangi göğe ait olduğunu hatırlamak için
Ellerini semaya kaldırışı gibi bekliyorum.
Ben seni,
Işığın karanlığa düşmeden önce durduğu eşikte;
Geceyle gündüz birbirine değerken,
Çaresizliğin koynundaki
Yıldızların adını sayıklaması gibi değil,
Karanlığın kendini unutmamak için
Bir yıldıza yaslanışı gibi bekliyorum.
Ben seni,
Rüzgârı çağıran yelkenler gibi değil;
Yönünü yitirmiş bir ruhun,
Adını bilmediği bir kıbleye dönüp
Susarak,
Yalnız kalbiyle beklemesi gibi bekliyorum.
Ben seni,
Özgürlük için dalgalanan bir bayrak gibi değil;
Üzerine sinmiş kanı henüz kurumamış
Bir nişanenin,
Ağırlığını taşıyacak bir göğü
Sabırla araması gibi…
Sesini yükseltmeden,
Zamanı titreten bir sessizlikle bekliyorum.
Ben seni,
Seherin ezanı beklediği gibi değil;
Gecenin içinden geçen bütün korkuları
Tek bir nida ile susturan
O ilk çağrının
Kalbime değmesini bekler gibi…
Ben seni,
Kahramanlıkla anılanların sonunu
beklediği gibi değil;
Tarihin durup dinlediği,
Zamanın nefesini tuttuğu
O büyük suskunluğu bekler gibi…
Anladım ki
Kaderim sükûta gebe.
Ve ben seni,
Temizlenmeye muhtaç ruhlarını
Sevgililerin dudaklarında
“sevgi” diye arındırmaya çalışırken
Kelimeleri hoyratça kirleten
Müptezellerin sevda çığlıkları gibi değil;
Aşkı gürültü sananların,
Dokunarak tüketenlerin,
Adını ağızlarında eskitenlerin
Çoğalttığı bir şey gibi hiç değil.
Ben seni,
Varlığımı emanet ettiğim bir kucak gibi bekliyorum.
Sen;
Bir ezan gibi içime doğan,
Bir hudut gibi ruhumu çizen,
Adını andıkça kalbimde çoğalan
Bir bekleyişsin.
Ve ben seni,
Bir sığınak gibi,
Bir yemin gibi,
Bir kader gibi bekliyorum.
Çünkü sen,
Benim her kaçışta
Yeniden döndüğüm
Yurdum,
Yuvam,
Vatanımsın.
Cahit GÜNAY








