2- MAVİ YOL 2025-KIŞ SAYISI (2. Sayı)DENEMEMAVİ YOL DERGİSİ

MAVİ YOL – Hanifi YILMAZ

MAVİ YOL

Bir bilinmezde seyrederken kâinât, her şey simsiyahtı. Alem-i ervah’ta Rabb’in varlığını tasdik eden ruhlar, emirle yazan kalemin cızırtılarını, kader defterini merak etmiş, karşılaşacakları her sınavın zaman ve zeminine aday olmuşlardı. Nihayet, “Ol” emri yankılandı ve kâinât, varlık âleminde kendini gösterdi…

Süleyman Çelebi Mevlidinde:

“O varken yok idi insan, cin, melek
Arş, dünya, güneş, gezegen ve felek

Bunların hepsini O var eyledi
Birliğine hepsi ikrar eyledi

Kudretini göstererek O Celîl
Birliğine kıldı bunları delil

Ol dedi bir kere var oldu cihan
Olma derse mahvolur hemen o an

Resûlullah’tır bu varlığa sebep
O’nun rızasını aşkla kıl talep

dizeleri ile varlığın sebebini izhar ederken, Kur’ân’ı Kerîm’in Şems Sûresi 1-10. âyetlerinde, Yüce Rabb’imiz şöyle özetliyordu yaratılışın bir kısım hikmetini:

“Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.”

İşte daima Rabb’in emriyle hareket eden güneş, siyahın hükümranlığına son vererek, bin bir Esma’nın yansımalarını gösteriverdi insanlığa. Allah Teâlâ tüm renkleri yaratarak Kudret ve Cemal’ini Vedûd nûruyla yansıtıverdi yeryüzüne, gökyüzüne. Bütün renkler, anlamlar yüklenerek çıktı karşımıza…

Beyaz, ruhun en berrak köşelerinden süzülen saflığı, yeni başlangıçların umut dolu temizliğini ve sarsılmaz bir istikrarın dinginliğini fısıldadı. Siyah ise, kudretin karanlık pelerinini kuşanmış, tutkunun alevli dansını sergileyen ve hırsın gözü kara fırtınalarını estiren bir hükümdar gibiydi; bazen de kara sevdanın dipsiz kuyularında yankılanan bir ağıt olurdu. Mor, gecenin örtüsü altında saklı sırları, düşüncelerin en derin kıvrımlarındaki yaratıcılığı fısıldadı. Sarı, güneşin neşeli kahkahalarıyla enerjiyi saçarken, bazen de solan yaprakların hüznünü, bir hastalığın sessiz bekleyişini taşıdı. Kahverengi, toprağın anaç kucağından yükselen doğallığı, yaşamın durmak bilmeyen hareketini simgeledi. Turuncu, şafağın ilk ışıkları gibi canlılığı müjdeledi. Kırmızı ise, kalbin atışlarındaki heyecanı, tutkunun yakıcı ateşini, yaşamın ta kendisi olan enerjiyi ve iştahı, liderlerin cesur adımlarını ve aşkın en tutkulu fısıltılarını barındırdı. İşte bu yüzdendir ki, aşkın rengi kırmızıya büründü, her bir tonunda bir sevda hikayesi saklı.

Söz aşka gelince Hz. Mevlânâ:

“Yaratıldı yaratılalı göklerin dönüşünü aşktan bil.
Aşk olmasaydı dünya donar kalırdı”

Yunus Emre:

“Evvel yoğ idi var idi aşk bünyadı
Aşk ezelden kadimdir aşk getirdi ne varsa

Dünya sevgi üzerine kurulmuş, sevgiyle dönmektedir. Sevgisiz atılan her adım, çıkmaz sokaklarda kaybolur gider. Aşk ise, sevginin en şiddetli ve kuvvetli halidir. Aşk, gülün renginde bülbülün terennümü, pervânenin mumda can vermesi, canın canan yolunda feda edilmesidir. Mademki aşk, yüce gönüllerin mesleğidir; her işin başarıya ulaşması o işe aşkla başlamaktan geçiyor; o hâlde bir aşk yoluna girmemiz gerekiyordu. Bu yol ise, kültürün, cesaretin ve istikametin temsilcisi olan Mavi Yol olmalıydı…

Peki neydi mavi? Gökyüzü ve denizin rengi olmasının yanı sıra, güveni, sadakati, bilgeliği, kendine güveni, aklı, inancı, gerçekliği ve cenneti ihtiva ediyordu. Derinlik ve denge ile bağdaşmıştı. Mavi; yıldızları, geceyi, insan sıcaklığını, kalıcı derin duyguları, düşünceyi, akla ve bedene iyi gelerek sakinleşmeyi sağladı.

Türk kültüründe genellikle “Gök” rengi olarak ifade edilen mavi, kutsal sayılan göğün ve suyun simgesi kabul edilmiş; sonsuzluğu, türeyişi, emniyet ve dinginliği çağrıştırmıştır. Dostluk, aydınlık, temizlik ve ruhanîlik simgesi de olmuştur. Mavi rengi seven insanların kişilik analizlerinde, onların hoşgörülü, uzlaşmacı ve huzur arayan insanlar oldukları görülmüştür. Bu kişiler, çevreleri ve kendileri ile barışık; az ile yetinmeyi, sabırlı olmayı ve zekâya değer vermeyi şiar edinen kimseler olarak tanımlanmıştır.

Mademki mavi bu kadar soyut ve güzel düşünceyi ihtivâ ediyor, bunları önemseyen, benimseyen, yürekli insanların bir araya gelerek bir karar vermesi, bir yola çıkması gerekiyordu. Yol neydi? Cesaretti; azimle menzile varmak, gâyeye ulaşmaktı. Yolda yoldaş olmak, doğrulukta sebat etmek, vefayı elden bırakmamak; çakıl taşlarına aldırış etmeden, çıkmaz sokaklarda oyalanmadan yürümekti. İşte bu yol, olsa olsa “Mavi Yol” olmalıydı.

Kültür ve cesaretin, mutlu olmayı kazanmanın, doğruluk ve samimiyetle birlikte yürümenin ismi olmalı “Mavi Yol”. Edebiyat ve sanatın gayesini, aşkla sevda ile dert edinen insanların kalem yolu olmalı; toplamalı, dağıtmamalı, müjdelemeli, korkutmamalı, sevdirmeli “Mavi Yol…

Hanifi YILMAZ

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu