2- MAVİ YOL 2025-KIŞ SAYISI (2. Sayı)MAVİ YOL DERGİSİ

Abdurrahim TAYLAN -VEFA: ŞEYTANIN BOZAMADIĞI MAYA

VEFA: ŞEYTANIN BOZAMADIĞI MAYA

“Şeytanın Bozamadığı Maya”

Bedir Gazvesi’nden hemen önceydi Mikdâd bin Esved (r.a.) ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Yâ Resûlallah! Ne ile emrolunduysan onu yap, biz Sen’inle beraberiz. Allâh’a yemin olsun ki, biz sana İsrâîloğulları’nın Mûsâ’ya (a.s.) dediği gibi demeyiz. Onlar Mûsâ’ya: ‘Sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz burada oturacağız.’ (El-Mâide, 24) demişlerdi. Sen’i hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, Sen’in sağında, solunda, önünde ve ardında düşman ile sonuna kadar çarpışmaya her an hazırız!…”

Hazret-i Mikdad’ın ardından Sa’d bin Muâz (r.a.) ayağa kalktı: “Ey Allah’ın Resûlü! Bizler sana inandık, Sen’i tasdîk ettik. Getirdiğin Kur’ân ve Sünnet’in hak olduğuna şehadet ettik. Bu yolda her sözünü dinlemek ve itaat etmek üzere sana kesin söz de verdik! Yâ Resûlallah! Nasıl dilersen öyle yap! Sen’i hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, sen bize şu denizi gösterip içine dalsan, Sen’inle birlikte biz de dalarız, içimizden hiç kimse de geri kalmaz! Senin yarın bizi düşmanımızla karşı karşıya getirmenden de hoşnutsuzluk duymayız. Savaşta sabır ve sebat göstermek, düşmanla karşılaşınca da sadakatten ayrılmamak, bizim şiârımızdır. Umulur ki Allah, Sana bizden, gözünü aydın edecek şeyler gösterecektir! Haydi, yâ Resûlallâh, yürüt bizi Allah’ın bereketine doğru!” dedi…

Bu sözler; öz amcası, ailesi, yakınları, hemşerileri, kabilesi, aşireti tarafından taşlanmış, açlık ve işkenceler dâhil psikolojik-fiziki her türlü tacize uğramış fahri Kâinat Efendimiz’e (sav), tarihin ender savaşlarından Bedir’de, yine karşısında biricik yakınları tarafından kurulmuş bir orduyla çarpışmadan hemen önce, hiçbir dünyevî yakınlığı olmayan sahabelerinden Ensâr’ın (Medineli Müslümanların) adeta ‘Vefa Manifestosu’… Hak yolda sadakatin, onurlu duruşun, ahde vefanın tecessüm etmiş hâli…

Dolayısıyla vefa denince, ilk Sahabe-i Kiram efendilerimiz (radiyallahu anhum) görünür yürek penceremizde. Hiçbir akrabalığı, dünyevi menfaati olmamasına rağmen bir avuç insanın beşeriyet tarihine vurduğu soğuk mühür, “Medine” ve vefanın doğurduğu “Asrı Saadet Medeniyeti” gelir zihnimize.

Anlarız ki vefa, şeytanın mayasını bozamadığı yiğitlerden öğrenilir. Zîrâ şeytan, Adem’le secde serüveninde bir ahit vermişti Rabbimize, dedi ki: “And olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım.” (Hicr/39) O hâlde, şeytanın meydan okumasına karşılık vererek sarsılmayacak olanlar; gözünü, gönlünü aldatmayan, yârine vefalı, yürekli yiğitlerdir diyebiliriz.

Şeytanın süsleyip, nefsimize hoş ve cazip hale getirdiği fenalıklara karşı, “Ben Allah’tan korkarım!” diyebilmektir, vefa. Hem elde kalmayacak güce ram olmuş, avucu dirheme zindan olmuş ve her parmağı o zindana kilit olmuş insandan ne vefa umulur! Vefa; yerine getirmek, kardeşliği, evlatlığı, kulluğu, aşkı, yoldaşlığı ve insanlığı… Vefa, elest bezmindeki ahdimiz, şeytanın ve şeytanlaşmışların aşamadığı dağ. Vefa, İbrahimî duruş; bizden yarına kalacak biz!

Abdurrahim TAYLAN

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu