İKİNCİ BAHAR
Mevsimlerin baharı vardır; İlkbahar, sonbahar, bunu herkes bilir. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi: ‘Bahara bir şey dedik mi?’ Sonbahar; yaprak dökümü ve bağ bozumu mevsimi olsa da hava normal sıcaklıktadır; baharlar hep sevilir. İlkbaharda toprak ısınır, dallar uyanır, hayat uzun bir suskunluktan sonra yeniden konuşmaya başlar. Bahar, tabiat için sadece bir mevsim değil, yeniden başlama ihtimalidir. Donmuş görünen her şeyin içinde hâlâ hayat olduğunu hatırlatır insana…
Ama yalnızca mevsimlerin değil, hayatların da baharı vardır. Hatta bazı insanların da bir değil, iki baharı olur.
İlkbahar çoğu zaman fark edilmeden geçer. Gençliğin verdiği aceleyle yaşanır; insan sahip olduklarını kendinden bilir. Gücünü, vaktini, kalbinin dayanıklılığını… O baharda kayıplar henüz derinleşmemiş, sorular henüz ağırlaşmamıştır. Bu yüzden ilkbahar yaşanır ama çoğu zaman idrak edilmez.
Asıl mesele ikinci bahardır.
İkinci bahar, insanın kırıldıktan sonra yeşermesidir. Yorulduktan sonra yeniden yön bulmasıdır. Hayatın bir yerinde insan durur; bazen büyük bir kayıp, bazen ağır bir hayal kırıklığı, bazen de uzun bir sessizlik onu bu eşiğe getirir. İşte tam orada başlar ikinci bahar. Takvimle gelmez, yaşla ölçülmez; kalbin olgunlaşmasıyla gelir.Tasavvufî bakışta bu bahar, insanın nefsini merkeze almaktan vazgeçip kalbine yönelmesiyle ilgilidir. Artık hız değil, derinlik önemlidir. Görünmek değil, anlamak… Bu yüzden ikinci bahar sessizdir ama köklüdür; gösterişsizdir ama kalıcıdır.
Bu baharda insan şunu öğrenir: Her kayıp eksilmek değildir. Her gecikme geç kalmışlık değildir. Bazı hakikatler ancak insan sakinleştiğinde görünür olur. Bazı çiçekler ilkbaharda değil, insanın içi durulduğunda açar.
Modern çağ, insanı yalnızca gençliğin baharı üzerinden tanımlar. Gücü, hızı ve görünürlüğü yüceltir. Oysa irfan, insanın iç yolculuğuna bakar. Çünkü hakîki bahar, insanın kendine temas ettiği yerde başlar. İlkbahar çoğu zaman bir heves, bir koşuşturma ve fark edilmeden tüketilen bir imkândır.
İkinci bahar ise insanın durduğu, baktığı ve anladığı bir vakittir. Kaybettiklerini yük değil, ders olarak taşıdığı; hayatı hızla değil, hikmetle okuduğu bir eşiktir. Bu baharda insan, dışarıyı değiştirmeye çalışmaz; içini dönüştürür. Ve bu dönüşüm, sessiz ama derin bir diriliştir.
Bazı insanlar için gençlik bir bahar zannedilir; bazıları için ise ikinci bahar, hakîki bir diriliştir.
Fatmagül TANIŞ








