NEVRUZ
Bu hikâye, aslında sonbaharın vedasıyla başlar. Dökülen yaprakların daha gür, yıpranmamış ve en nazik olanını doğaya iade ederek emaneti teslim edişidir bu. Kışın uzun uykusundan uyanan doğa, Nevruz’la birlikte yeniden nefes alır.
Kimine göre bu uyanış, iyiliğin kötülüğü yenmesidir; kimine göre dostluğun ve kardeşliğin yeniden hatırlanışı, insanın kendi özüne dönmesidir. İnsanın özlemle beklediği bir Nevruz’u, yanında da bir çiçeği olmalı; isterse bu çiçek, dikenleri arasından başkaldıran bir kaktüs olsun. Çünkü yürekten inanana, zorlukların dikeni arasında bile umut çiçekleri açar.
Nevruz yalnızca çiçeklerin açması değildir; Sakarya ile Zap suyunun çağlayarak akışında, Ege’de Zeybek’in dizini yere vurmasında bulursun onu. Ya da Doğu’da halayda mendilin çırpılmasında, Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında oynanan horondur Nevruz. Bir bakmışsın İç Anadolu’da bir bozlak havasında, Güney’de bir çiftetellide kendini gösterir. Halkların yüreğinde yankılanan ateş böceklerinin havalandığı, toprağın yağmura doyduğu o kutsal andır.
Nevruz; gülücük, dostluk, kardeşlik ve vefa demektir. İnsanın içinde yeşeren umutlarda, bir çocuğun gözündeki parıltıda, gencin geleceğe bakışında ve yaşlının geçmişin yorgunluğunu bir kenara bırakıp yarınlara umutla yönelmesindedir. Bir gelinin duvağında, bir çocuğun beşiğinde, bir şehidin tabutuna sığmayan o mağrur gururda Nevruz’un izi vardır. Nevruz, yüreklere su serpen serinliktir.
Ergenekon’dan yükselen bir meşalenin tutuşması; Demirci Kawa’nın örsünde dövdüğü demirin yüreğinde taşıdığı yangını, çekicin örsten çıkardığı özgürlük sesidir. Karanlığın ışıkta boğulması, şafak kızıllığının bitişiyle güneşin yeryüzüne gülümsemesidir.
Onun gelişiyle toprak “merhaba” der. Tarlalar renk cümbüşüne bürünürken, toprak altındaki buğday taneleri canlanır; bu uyanış bereketin müjdesidir. Çocukların neşeyle oyunlar oynadığı, gençlerin harlanan ateşlerin üzerinden atladığı, bolluk için yumurtaların kırıldığı uyanış vaktidir. Tohum toprağın bağrından çıkar, kuşlar akın akın yuvasına döner. Güneş en taze, sıcak gülüşlerini salar; dilekler tutulur, baharın bereketi için edilen dualar arşın kapısını çalar. Düzgün Baba’da murat kapıları dilekler için aralanır, Harput’ta dillerden dökülen dualar göğün katlarına yükselir.
Mevsimler değişirken sonbaharda “Yeniden geleceğim!” diye söz veren doğa, bir Anka kuşu gibi küllerinden doğarak sözünde durur. Nevruz, tıpkı parmaklıkların arasından süzülüp hücreye sızan o sönmez umut ışığıdır. Toprağın insana sabrı, güneşin ise umudu hatırlatmasıdır. Nevruz’un herkese bir şeyler hatırlatmak gibi güzel bir huyu vardır: Toprağın bağrında sakladığı sırrı, günü gelince bağrını delerek doğaya sunmasıdır bu. Kışı bir mola gibi düşünürsek; Nevruz’u uyanış olarak hatırlamalıyız.
Peki, Nevruz size neyi hatırlatır?
Mehmet Akif CAN









