1- MAVİ YOL 2025-GÜZ SAYISI (ilk Sayı)MAKALEMAVİ YOL DERGİSİMÜZİK

Doç. Dr. Alper ŞAKALAR -ELBİSTAN’IN MÜZİKAL HAFIZASI, GELENEK VE DEĞİŞİM

ELBİSTAN’IN MÜZİKAL HAFIZASI, GELENEK VE DEĞİŞİM

Doç. Dr. Alper ŞAKALAR[1]

Elbistan’ın sokaklarında gezerken kulağınıza uzaklardan tanıdık bir nağme çalınabilir. Belki bir evin avlusunda çalınan sazın tınısı, belki Ceyhan Nehri kıyısında mırıltıyla tutturulmuş bir türkü… Bu ezgiler, Elbistan’ın asırlık müzikal hafızasının sesleridir. Bir zamanlar ninelerin çocuklarına söylediği ninnilerden düğünlerde yankılanan halay havalarına, “doğumdan ölüme kadar milletimizin yüreğindeki dostu, sevinci, sızısı” olan türküler bu yörenin insanının mayasında vardır. Elbistan’da müzik, yalnızca eğlencelik bir unsur olmayıp; aynı zamanda ortak hafızanın, hüznün ve sevincin dili olagelmiştir. Yüzyıllardır dilden dile dolaşan türküler, Elbistanlıların hayatında adeta canlı bir tarih sayfası gibi yer almıştır. Her kuşağın hafızasında iz bırakan ve hayatının önemli anlarına eşlik eden bu türküler, tarlada çalışırken de söylenmiş, gurbet elde yüreği burkulanlarca da mırıldanılmıştır. Düğün evlerinde davul ile zurnanın gür sesi eşliğinde çekilen halaylar, yalnız bir eğlence değil, birliktelik ve dayanışmanın da bir göstergesidir. Kına gecelerinde genç kızlar hep bir ağızdan yöresel türküler söyler, damat evine gelin alayı geldiğinde coşkulu ezgilerle karşılanır. Davul-zurna ikilisinin “üçayak” halay havalarıyla yediden yetmişe herkesin oynadığı düğünler, Elbistan’ın müzikal kültürünün en renkli sahnelerindendir. İnsanlar bu ezgilerle sevinçlerini paylaşır, aynı ezgilerle acılarını da hafifletir.

Elbistan’ın müzikal hafızasında ağıtların da özel bir yeri vardır. Bu topraklarda acı, musikinin diliyle dile gelmektedir. Bir vefat haberinde yakılan ağıt, bir kişinin değil bütün bir yörenin yüreğindeki acıyı yansıtmaktadır. “Havada kar sesi var” diyen yanık bir türküde, kış günü yitip giden bir canın ardından dökülen gözyaşlarını duyarız. Yakın geçmişte yaşanan büyük felaketlerde dahi, Elbistanlılar acılarını türkülere dökerek teselli aramıştır. Depremlerin, göçlerin ardından uyanan ağıtlar, kayıpları unutturmayan birer hatıra olarak kulaktan kulağa yayılmıştır. Böylece müziğin hafızası, sevinç kadar kederi de kuşaktan kuşağa taşımaktadır.

Elbistan’ın halk müziği uygulamaları içinde en duygulu geleneklerden biri, düğünlerde gelinin baba ocağından ayrılışı sırasında söylenen türkülerdir. Bir gelin, ailesinin evinden uğurlanırken yöresel bir ağıt yakılır, hem kız evinin hem de oğlan evinin yüreği burkulur. İşte tam o anda, yıllardır bu topraklarda söylenegelen bir türkü dile gelir:

“Anam beni haslarınan hasladı / Salarım gülsuyu ile ısladı / Anam beni gurbet için besledi / Gel güle güle ayrılalım anamdan”.

Bu dizelerde evladını uzak ellere yolcu eden bir annenin yüreğindeki hüzün ve aynı zamanda evladı için hayırlı bir gelecek dileği hissedilir. “Kız anadan ayrılması güç gelir” der türkü, ana-kızın vedasının ne kadar zor olduğunu birkaç sözcükle özetler. Elbistan’da yıllar yılı gelin alayları bu türküyle yola çıkmış; damadın atı, gelinin duvağı bu hüznün içinden geçerek yeni hayata uğurlanmıştır. Bu geleneksel ezgi, yöre insanının aile bağlarına verdiği değeri ve gurbet olgusunu ne kadar derinden yaşadığını göstermektedir.

Elbistan’ın müzikal hafızası sadece düğünlerle sınırlı değildir elbette. Yörede cem törenleri gibi inanç ritüellerinde de müzik temel bir unsurdur. Elbistan ve çevresi, Alevi-Bektaşi kültürünün köklü biçimde yaşatıldığı bir bölge olarak bilinmektedir. Sinemilli Ocağı gibi önemli Alevi ocaklarının merkezi sayılan köyler bu topraklardadır. Alevi inancının kutsal cemlerinde zakirlerin ellerinde saz eksik olmaz; dedeler nefesler, duaz-ı imamlar söylerken semahlar dönülür. Yüzyıllardır telli sazın susmadığı cem odalarında, Pir Sultan Abdal’dan günümüze uzanan deyişler söylenir. Bu müzik, inancın ve kültürün taşıyıcısı olarak kuşaklar boyunca aktarılmıştır. Elbistan’ın birçok köyünde cem ayinleri esnasında çalınan saz ve söylenen tevhitler, yalnızca ibadet olmakla sınırlı kalmayıp kültürel kimliğin de ifadesi olmuştur. Ozan Ali’nin, Kul Hamit’in veya Âşık İbreti’nin nefesleri, cemlerde dillendikçe, topluluğun ortak hafızası canlı tutulmaktadır. Bu yönüyle değerlendirildiğinde, Elbistan’da müzik, manevi hayatın da ayrılmaz bir parçasıdır.

Tüm bu zengin müzik kültürü içinde, Elbistan ovası bir ozan yatağı olarak da ün salmıştır. Yüzyıllar boyunca diyar diyar gezen âşıklar, bu topraklarda konaklamış, bu halkın gönlüne tercüman olmuştur. Halk ozanlığı geleneğinin güçlü olduğu Elbistan, Alevi inancının saygın dede ve erenlerini de bağrından çıkarmıştır. Nitekim Anadolu halk ozanlığı geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biri bu yöreden, Elbistan topraklarından doğmuştur: Âşık Mahzuni Şerif. Asıl adı Şerif Cırık olan Mahzuni, 1939’da Afşin-Elbistan yöresindeki Berçenek köyünde dünyaya gelmiştir. Babasının dizinin dibinde, dedelerinin bağlamasıyla tanışmıştır. Yörenin çilekeş insanlarının acılarını, sevinçlerini çocuk yaşta duymuş, gönül defterine kaydetmiştir. İlerleyen yıllarda sazını eline alıp yollara düştüğünde, sadece Elbistan’ın değil tüm Anadolu’nun sesi olmuştur. Toplumsal haksızlıklara karşı yaktığı türküler, gurbet eldeki işçinin, köydeki çiftçinin dili, yüreği olmuştur. Mahzuni Şerif’in türküleri, bugün hâlâ Elbistan’ın en ücra köşelerinde bile yankılanmaya devam etmektedir. Onun eserleri yöre insanının ortak hafızasında öyle derin izler bırakmıştır ki, vefatından yıllar sonra bile memleketinde onun anısına konserler düzenlenmektedir. Yakın zamanda Afşin’de gerçekleştirilen “Âşık Mahzuni Şerif’e Vefa” gecesinde ustanın dillere pelesenk olmuş eserleri hep bir ağızdan söylendi. Bu konser, duygulu anlara sahne olurken Mahzunî’nin toplumsal mesajlar taşıyan mısraları dinleyicileri geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarmıştır. Anadolu halk ozanlığı geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biri olan Mahzuni Şerif’in doğup büyüdüğü bu topraklarda yankılanan “Elbistan ovası sulanır gelir” dizeleri, bugün de baharda Ceyhan Nehri kabardığında hatırlanır:

“Bahar çatlayınca bizim ellerde / Ağlar Ceyhan nehri bulanır gelir / Turnalar sevişir güzel göllerde / Elbistan ovası sulanır gelir”.

Âşık Mahzuni bu dizelerinde memleketinin bahar coşkusunu ve Ceyhan’ın taşkın sularını öyle güzel tasvir eder ki, Elbistanlının gönlünde bir çiçek açar. Turnaların göçünü, dağların menekşeye bürünmesini sazıyla anlatarak Elbistan’ın tabiatını notalara işlemiştir. Onun “Elbistan Ovası” türküsü, bir yörenin coğrafyasını kültüre dönüştüren eşsiz bir hafıza parçasıdır. Bu yüzden Mahzunî’nin adı Elbistan’da sıradan bir ozan adı değil; kuşaktan kuşağa anlatılan bir efsanedir. “Anadolu halk ozanlığı geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biri” olarak kabul edilmesi de boşuna değildir. Onun açtığı yolda, Elbistan’ın gençleri de sazlarına sarılıp kendi türkülerini söylemeye devam etmektedir.

Elbistan’ın müzikal hafızasında Mahzunî’nin yanı sıra başka değerli ozanlar, şairler de yer almaktadır. Örneğin halk şiirinin güçlü isimlerinden Abdurrahim Karakoç, Elbistan’da doğup yetişen bir kalem erbabıdır. Onun yazdığı “Mihriban” şiiri, usta sanatçı Musa Eroğlu’nun bestesiyle bir halk türküsüne dönüşmüş ve ülkenin dört bir yanında sevilerek dinlenmiştir. “Mihriban”ın dizelerindeki içtenlik ve sevda, aslında Elbistan’ın insanında gördüğümüz samimiyetin bir yansıması gibidir. Karakoç kardeşler (Bahaettin ve Abdurrahim) şiirleriyle bu yörenin duygularını kâğıda dökmüş, ozanlar da bu şiirleri sazla buluşturmuştur. Yine Pazarcık’ın Bozlar köyünde doğup yolu Elbistan’a da düşen Âşık Kul Ahmet (Ahmet Kartalkanat) gibi ozanlar, Elbistan’da düzenlenen etkinliklerde türküleriyle halkı coşturmuşlardır. Bu ozanlar arasında Hayati Vasfi Taşyürek, Âşık Derdiçok, Kul Hamit gibi isimler de sayılmalıdır ki bir dönemin Elbistan gençliği bu ustaların dizeleriyle büyümüştür. Ozanların atışmaları, muhabbet meclisleri Elbistan kahvehanelerinde eskiden sık rastlanan manzaralardandır. Sazın elden ele dolaştığı, her telinde başka bir hikâyenin dillendiği bu muhabbetler, şehrin kültürel belleğini zenginleştirmektedir.

Türk halk müziği Elbistan’da kırsal yaşamın yanı sıra kentsel kimliğe de sirayet etmiştir. Şehir merkezinde geçmişte kurulan halk müziği dernekleri, korolar ve bugün faaliyet gösteren müzik toplulukları vardır. Hatta 2024 yılında bir araya gelen 60 kişilik Elbistan Türk Müziği Topluluğu, deprem sonrasının zor günlerinde halka moral vermek için konserler düzenlemiştir. Bu toplulukta yerel halk ozanlarından, şairlerden öğretmenlere kadar farklı meslek ve yaş gruplarından insanlar bulunmaktadır. Amaçları Elbistan’ın kültürel değerlerini yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmaktır. Gördük ki felaket zamanlarında bile insanlar müzikle yan yana gelip yaralarını sarmaya çalışıyor. “Kültürel hafızayı canlı tutmak ve değerlerimize sahip çıkmak” niyetiyle düzenlenen etkinlikler, türkülerin birleştirici gücünü bir kez daha kanıtlamıştır.

Teknoloji ve dijitalleşme, Elbistan’ın müziğinde meydan okuma ve fırsatları beraberinde getirmektedir. Bir yandan televizyon ve internetin yaygınlaşmasıyla genç kuşaklar popüler kültürün akışına kapılıp geleneksel Türk halk müziğinden uzaklaşır gibi olmuştur. Artık düğünlerde yalnız bağlama değil, elektrosazlar, hatta bazen dijital ritimler de duyulmaya başlandı. Öte yandan dijital çağ, yöresel müzik mirasının kayıt altına alınması ve paylaşılması için imkânlar sundu. Eskiden sadece büyüklerimizin hafızasında yaşayan türküleri artık çevrimiçi platformlarda bulabiliyoruz.

Elbistanlı gençler YouTube’da, sosyal medyada yörelerine ait ezgileri yorumlayıp tüm dünyaya duyuruyor. Bu sayede Elbistan’ın müzikal hazinesi, sadece Elbistan’da değil gurbet eldeki Elbistanlıların da kulaklarında yeniden hayat buluyor. Örnek vermek gerekirse, 2020 yılında Elbistan Halk Eğitimi Merkezi’nin girişimiyle hazırlanan “Elbistan Türküleri” albümü, unutulmaya yüz tutmuş 9 türküyü derleyip günümüz kayıt teknikleriyle ölümsüzleştirdi. Yıllarca dilden dile söylenip de zamanla unutulmak üzere olan bu eserler, eğitmenler ve kursiyerlerden oluşan bir koro tarafından yeniden icra edildi. Proje kapsamında TRT arşivlerinden çıkarılan türküler arasında “Anam Beni Haslarından Hasladı”, “Evleri Fadimeli”, “Gayabaşı Dirgenlik”, “Çamdan Sakız Akıyor”, “Biner Atın İyisine”, “Kara Tavuk Cücüğü”, “Bir Turna Uçurdum”, “Havada Kar Sesi Var” ve “Deli Gönül” gibi eserler yer aldı yeni nesillerin sesinden duymak onları hem duygulandırdı hem gururlandırdı.

Bu albüm sayesinde “birkaç neslin dilinden düşürmediği türküler geleceğe miras bırakılmış” oldu. Projeyi yürütenler, her nağmesinde Elbistan’dan bir parça barındıran bu türkülerin yeniden hayat bulmasından duydukları mutluluğu dile getirdi. Gerçekten de bu çalışma, Elbistan’ın türkülerle olan yoldaşlığını pekiştiren bir kültürel hamleydi. Elbistan Türküleri projesinin başarısı, yöredeki müzikal değerin farkına varıldığında nelerin yapılabileceğini gösterdi. Albüme katkı sunan Kaymakam Özkan Demir’in dediği gibi, “Türkülerimiz, bu topraklarda yoğrulan insanımızın yaşamına ait öğelerin saza ve söze dönüşmüş halidir. Elbistan’ımızda da bu canlı tarihin en güzel örneklerine rastlamak mümkündür”. Bu sözler, müziğin bir eğlence vasıtasından ziyade bir kültürel miras olduğunu vurguluyor. Gerçekten de Elbistan’da bir türkü duyduğunuzda, sadece bir melodi dinlemiş olmazsınız; o melodide belki dedelerinizin anısı, belki bu şehrin kadim hatıraları saklıdır.

Bugün Elbistan’da müzik, modern yorumlarla da yaşamaya devam ediyor. Yerel sanatçılar türkülere yeni düzenlemeler getiriyor, farklı enstrümanlarla zenginleştiriyor. Kimi genç müzisyenler rock veya pop tınılarıyla halk ezgilerini buluştururken, kimileri de otantik şekilde icra etmeyi sürdürüyor. Eski âşık atışmaları artık pek kalmamış olsa da sosyal medyada Elbistan türkülerini seslendiren gençlere rastlamak mümkün. Gurbet ellerde kurulan Elbistan derneklerinin etkinliklerinde bağlamayla çalınan Maraş türküleri, insanlarımıza memleket havasını yeniden estiriyor. Hatta yurt dışında yaşayan Elbistanlılarca da düğün salonlarında “Elbistan halayı” çekilip bu toprakların davul zurna sesi Avrupa’da yankılanıyor.

Elbistan’ın müzikal hafızası elbette zamana karşı da direniyor. Geleneksel kültürün bazı öğeleri maalesef ki unutulma tehlikesiyle karşı karşıya. Eski ustaların çoğu ahrete göçtü; bir zamanlar birçok köyde bulunan bağlama çalanların, ağıtçı nenelerin sayısı giderek azalıyor. Genç nesillerin pek çoğu belki bu türkülerin sözlerini bilmiyor, eski çalgıları tanımıyor. Mesela zurna çalan ustalar ya da saz üstatları çok azaldı. Kaybolan müzikal değerler meselesi, Elbistanlılar için bir uyarı işareti adeta. Bu değerin yitip gitmemesi için okul müfredatlarından yerel projelere kadar pek çok cephede çaba göstermek gerekiyor. Neyse ki, son yıllarda bu bilinç giderek artıyor. Halk Eğitim Merkezi’nin bir önceki paragrafta anılan albümü, Belediyenin kültür-sanat etkinlikleri, yerel basındaki çağrılar bu hafızanın korunması için umut vaat ediyor. Halen Elbistan’da bağlama öğrenen gençler görmek, düğünlerde canlı müziğin sürmesi, törenlerde veya cemlerde sazın susmaması, tüm bunlar müzikal hafızanın yaşadığının kanıtıdır. Elbistan’ın müziği bir hazine ise, bu hazinenin bekçileri de bu toprakların insanlarıdır. Şardağı’nın eteklerinde yankılanan her türkü, aslında bize biz olduğumuzu hatırlatır. Yöresel bir deyişle söylersek, “garip bülbül şanı bizim elin gülünde” saklıdır yani bizim güzelliğimiz kendi değerlerimizdedir. Elbistan’ın müzikal hafızası, tıpkı Ceyhan’ın suyu gibi, bazen coşkun bazen durgun ama hep hayat vericidir. Bu hafızayı yaşatmak, her Elbistanlının yüreğinde bir türkü saklamasıyla mümkündür. Çünkü bir türkü unutulursa bir hatıra yiter; ama bir türkü söylenmeye devam ederse, bir şehir yaşar. Elbistan’da bugün biri bağlamasını eline alıp “bahar çatlayınca bizim ellerde/ ağlar Ceyhan nehri bulanır gelir/turnalar sevişir güzel göllerde, Elbistan ovası sulanır gelir” diye bir türkü okumaya başlasa, bilin ki o an geçmiş ile gelecek arasında görünmez bir köprü kurulmuştur. Bu köprü, bizi dedelerimizin, ninelerimizin sesine bağlar.

Elbistan’ın müzikal hafızası dediğimiz olgu, sadece eski şarkıların toplamı değildir; o hafıza, bu kentin ruhudur. Yayık ayranı içtiğimizde her yudumda nasıl atalarımızın emeğini hissediyorsak, her türkü dinlediğimizde de atalarımızın sesini duyarız. Bu ses, bazen bir ağıtta hüzünlü bir figan, bazen bir halay türküsünde şen kahkahalar olarak çıkar karşımıza. Yeter ki kulak vermesini bilelim ve yeter ki bu mirasa sahip çıkalım. Unutmayalım, “kültürel mirasın yaşatılması adına” gösterilen her çaba, geleceğe bırakılan en kıymetli hediyedir. Elbistan’ın türküleri, şehrin gönül defterine yazılmış notalardır. O defter kapatılmadığı sürece, Elbistan daima türküleriyle anılacak; düğününde, bayramında, ceminde, akşam muhabbetinde sazın sözün bir araya geldiği o büyülü iklim hep var olacaktır. Eğer bir gün yolunuz Elbistan’a düşerse, Pınarbaşı’nda su sesiyle karışan bir türkü işitirseniz durup dinleyin; zira duyduğunuz, bir şehrin yüreğinin dile gelişidir. Elbistan’ın müzikal hafızası, bizler onu yaşattıkça sonsuza dek var olmaya devam edecektir. Saygılarımla…

Kaynaklar: Elbistan yöresine dair haber arşivleri, kültür-sanat çalışmaları ve derlemeler, Elbistan Halk Eğitimi Merkezi’nin 2020 tarihli “Elbistan Türküleri” albümü haberleri, Âşık Mahzunî Şerif anma etkinliği haberleri ve arşivlerden derlenen yöresel türkü sözleri.


[1] Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Müzik Bölümü, e-mail: alpersakalar@gmail.com

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu