1- MAVİ YOL 2025-GÜZ SAYISI (ilk Sayı)MAKALEMAVİ YOL DERGİSİ

Orhan SAYDAM -YEDİ ULU OZAN

YEDİ ULU OZAN

                                                                                                   Tarihçi Yazar / Orhan Saydam

Türk Edebiyat Tarihinde hatırı sayılır yeri olan isimlerinden oluşan bu kavram, özellikle Alevi-Bektaşi Kültüründe oldukça önemlidir. Bu ozanlar; Nesimi, Şah İsmail Hatayi, Fuzuli, Yemini, Pir Sultan Abdal, Viranî ve Kul Himmet’dir. Ehl-i Beyt, Hz. Ali ve On İki İmam sevgileri yazdıkları deyişlere yanmıştır. Günümüzde dahi eserleri, özellikle cemler esnasında zakirler tarafından söylenmektedir. Yedi Ulu Ozan’a ait birçok şiir ve deyiş, çeşitli dönemlerde bestelenmiş, birçok önemli sanatçı tarafından seslendirilmiştir. Özellikle Nesimi, Şah İsmail Hatayi ve Pir Sultan Abdal’a ait şiirleri buna örnek verebiliriz. Yaşadıkları dönemin, başta siyasi olmak üzere sorunlarını dile getiren ozanlar, Nesimi örneğinde olduğu gibi gerektiğinde ağır bedeller ödemişlerdir. 15. ve 17. Yy arasında yaşayan Yedi Ulu Ozanı kronolojik olarak takdim ediyorum:

Nesimi:

“Seyyid Nesimi” olarak da bildiğimiz ozanımızın hayatı hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Eserlerinden Türkmen olduğu anlaşılan Nesimi 15. yy. da yaşamıştır. Hurufilik’in kurucusu Fazlullah Hurufi’nin “Cavidan-name” adlı eserinden etkilendiği görülür. Hurufi (harflerin sırlarına dair bir inanç sistemi) bir şair olmasına rağmen Aleviler üzerinde etkili olmuştur. Nesimi, bilhassa Bektaşiler ve vahdet-i vücut akidesini benimseyen sûfiler tarafından büyük bir sûfi olarak kabul edilmiştir. Tasavvufi söylemleri devrin siyasi ve dini otoritelerince kabul görmemiş, nihayetinde Halep’te diri diri derisi yüzülerek öldürülmüştür. 1404 veya 1417 yılında öldüğü, kabrinin Halep’te kendi adıyla anılan bir tekkede bulunduğu bilinmektedir. O, Alevilikte ikrarından-imanından dönmemenin, acı ve işkencede büyük direncin adı olmuştur.

Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam
Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam

Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim
Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam

……

Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim
Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam

Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim
Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam

Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim
Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam

Şah İsmail Hataî:

Safevi Devleti’nin kurucusu ve ilk şahı olan Şah İsmail, 17 Temmuz 1487’de Erdebil’de doğmuştur. Şeyh Safiyiddün Erdebili’nin torunudur. Babası Safevi tarikatının şeyhi Haydar, annesi Uzun Hasan’ın kızı Halime Begüm’dür. Babası Şeyh Haydar’ın Akkoyunlulara yenilmesi üzerine henüz çok küçük yaştayken saklanmak zorunda kalmış, Akkoyunlu Yakup Bey’in ölümü akabinde Erdebil’e kaçmıştır. Genç yaşında Azerbaycan’daki Türk boylarını etrafına toplamayı başarmıştır. Önce babasının katili Ferruh Yesar’ı daha sonra Nahcivan’da Akkoyunlu Hükümdarı Elvend Bey’i yenmiş, Tebriz’de taç giyip “şah” unvanını almıştır. Özbek Hanlığını ortadan kaldırdıktan sonra batı seferlerine başlamış; Şiraz, İsfahan, Kazvin, Bitlis ve Bağdat’ı alıp Tokat’a kadar ilerlemiştir. Bu esnada Elbistan’ı da zapt eden Şah İsmail, Dulkadirli Beyi Alaüddevle Bozkurt’tan intikam almak için, şehri baştan sona tahrip etmiştir. Şah İsmail’in etkisiyle Şiilik mezhebinin Anadolu’da yayılması Osmanlıları tedirgin etmiş, bunun üzerine Yavuz Sultan Selim 1514 yılında Şah İsmail üzerine sefere çıkmıştır. 1514 yılında yapılan Çaldıran Muharebesi’nde ağır bir yenilgi alan Şah İsmail, eski gücüne bir daha kavuşamamış, 23 Mayıs 1524’de otuz yedi yaşında Tebriz’de vefat etmiştir. Kabri Erdebil’dedir. İran’da on iki imam Şia’sının tesisi konusunda kararlı bir yol izlemiş, böylece Kızılbaşların ve sufilerin dini anlayışında köklü değişiklikler yaparak İran’ın neredeyse tamamen Şiileşmesini sağlamıştır. Hatayî mahlası ile şiirler yazan Şah İsmail, Azerî edebiyatının en önemli şairlerindendir. O, birçok şiirinde bir tarikat şeyhi ve bir mürşid olarak ortaya çıkar. Şiirlerinde tasavvufun yanı sıra on iki imam ve Ehl-i beyt sevgisini sıklıkla vurgular.

Ezel bahar olmayınca
Kırmızı gül bitmez imiş
Kırmızı gül bitmeyince
Sefil bülbül ötmez imiş

Bülbüller gelir ötmeye
Güle sarılıp yatmaya
Bağıban gülü satmaya
Gül kadrini bilmez imiş

Gel ey baba satma gülü
Haramdır parası pulu
Ağlatma sefil bülbülü
Gözyaşını silmez imiş

Yılda bir gün ziyan olur
Dost yoluna talan olur
Bazı insan hayvan olur
Hayvan adem olmaz imiş

Şah Hatayi’m ölmeyince
Tenim türap olmayınca
Dost dosttan ayrılmayınca
Dost kadrini bilmez imiş

Fuzûlî:

Edebiyatımızın en önemli isimlerinden olan Fuzuli’nin nerede ve ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Asıl adı Mehmed’dir. Kerbelâ ve Bağdat çevresinde yaşamıştır. 1556’da Bağdat ve çevresini kasıp kavuran veba hastalığına yakalanmış ve bu hastalık neticesinde vefat etmiştir. Vefat ettiği sırada Kerbelâ’da olan şair, vasiyeti üzerine Hz. Hüseyin’in türbesini yakınlarına defnedilmiştir. Mezhebi hakkında, onun Şii mi yoksa Sünni mi olduğu konusu üzerinde birçok tartışma yapılmıştır. Fuzuli’nin şiirleriyle Alevi ve Bektaşileri derinden etkileyen bilge bir ozan oluşu onun Yedi Ulu Ozan’dan biri olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Onun bu camiadan sayılmasının nedenlerinden bazıları arasında, Hadikatü’ssüeda adlı eserinde Kerbela olayını kuvvetli bir lirizm ile anlatması ve şiirlerinde Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Kerbelâ konularını işlemesini söylemek mümkündür. Su Kasidesi, Kerbela Mersiyesi, Bengü Bade, Şikâyetname eserlerine örnektir.

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

Yeminî:

Faziletname adlı eseriyle tanınan 16. yüzyıl Kalenderi ve Bektaşi şairi diye nitelendirilen Yemini’nin hayatı hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Doğum ve ölüm tarihi hususunda bilgi yoktur. Bir kaynakta Eğribozlu olduğu rivayet edilmiştir. Asıl adının Derviş Muhammed, lakabının Hafızoğlu, babasının da Semerkant’ın ileri gelenlerinden Hafız adlı veya lakaplı biri olduğu bilinmektedir. Bir başka kaynakta ise asıl adının Ali olduğu, Akyazılı İbrahim Dede Zaviyesinde hizmet ettiği bilgisi yer almaktadır. Bektaşi geleneğinin mirasını devralan şairlerden biri olmuştur. Demir Baba Velâyetnamesi’nde geçen bir bilgiye göre hafızdır. Hz. Ali’ye duyduğu büyük sevgi ve bağlılığın yanı sıra ifadelerindeki canlılık Faziletname adlı eserinin Alevi-Bektaşilerce çok sevilip beğenilmesini, hatta onun Yedi Ulu Ozan’dan biri sayılmasını sağlamıştır.

Nebîler serveri çünkim Muhammed Mustâfa geldi
Velâyet rehberi sultan Ali-yel-Murtezâ geldi

Emîneyn ü Saîdeyn ü Sehîdeyn ü seh-i evlâd
Hasen hulk-i Rizâ ile Hüseyn-i Kerbelâ geldi

Çü Zeynel Abidîn oldu atası âl ü evlâdın
Muhammed Bâkir u Ca’fer kamuya rehnümâ geldi

İmâm-ı heftümîn oldu yakın bil Mûsi-i Kâzım
İmâm-ı hestümin ba’de Ali Mûsâ Rizâ geldi

Takî takvâ-yı dînin bil esâsı hem binâsıdır
Nakî devrân-ı âlemde kamu derde devâ geldi

İmâm-ı Askerî oldu peder Mehdî-i devrâna
Hudâ’nın fazlı erişti şükür sâhib livâ geldi

Yemînî ehl-i din oldur Ali’ye etmeye inkâr
Velâyet ehline Hayder imâm u pîsüvâ geldi

Pir Sultan Abdal:

16. yüzyılın başlarında Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Banaz köyünde doğduğu tahmin edilen Pir Sultan Abdal hakkında tarihî kaynaklarda bilgi yoktur. Pir Sultan Abdal’ın bazı şiirlerinde İran şahının İstanbul’a hâkim olmasını istemesi ve bu doğrultudaki çabalarından dolayı idam edildiği ifade edilmiştir. Tam olarak ne zaman idam edildiği bilinmemekle beraber Hızır Paşa tarafından idam edildiği rivayet edilmiştir. Ayrıca bazı araştırmacılar, Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde geçen bütün “şah” kelimelerinin, İran Şahı’nı değil de, Alevi-Bektaşi kültüründe Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve çocukları için kullanılan “şah” kelimesini vurguladığını ifade etmişlerdir. Pir Sultan Abdal’ın birçok nefesi Alevi-Bektaşi cemlerinde okunmasının yanı sıra “Güzel âşık cevrimizi/Çekemezsin demedim mi”; “Sabahın seherinde cümbüşe geldim/Dağlar ya Muhammed Ali çağırır” gibi nefesleri Sünni tekkelerinde de çokça okunmuştur. Yedi Ulu Ozan’dan sayılan Pir Sultan Abdal, dava ve inanç adamıdır. Bugün o, sadece Alevi-Bektaşi edebiyatının değil Türk halk şiirinin de büyük şairlerindendir.

“Şu karşı yaylada göç katar katar
Bir güzel sevdası gözümde tüter
Bu ayrılık bize ölümden beter
Geçti dost kervanı eyleme beni

Şu benim sevdiğim başta oturur
Bir güzelin derdi beni bitirir
Bu ayrılık bize ölüm getirir
Geçti dost kervanı eyleme beni

Pir Sultan Abdal’ım kalkın aşalım
Aşıp yüce dağı engin düşelim
Çok nimetin yedik helallaşalım
Geçti dost kervanı eyleme beni”

Viranî:

Hayatı hakkında pek fazla bilgi yoktur. Nerede, ne zaman doğduğu ve öldüğü bilinmemektedir. Yalnızca yazmış olduğu deyişlerden Balım Sultan ile çağdaş olduğu anlaşılmaktadır. 300 kadar şiirini aruz vezniyle yazıp büyük bir divan meydana getirmesinden hareketle onun belli bir eğitim gördüğü düşünülmektedir. Ömrünün büyük bir kısmını Irak’ta Necef Bektaşi dergâhında geçirdiği düşünülmektedir. Eserlerinde derin bir Hz. Ali sevgisi olan Viranî, bir şiirinde Bektaşi olduğunu ifade etmektedir. Alevi-Bektaşilerce Yedi Ulu Ozan’dan biri sayılan Viranî’nin yine Alevi ve Bektaşiler için önemli başvuru kaynaklarından olan İlm-i Câvidân isimli bir risalesi vardır.

Gitme giden gitme sual sorayım
O nazlı pirime benzettim seni
Sende hak nişanı vardır gördüğüm
Hak dediğim yere benzettim seni

Mevlayı seversen eğlen dur gitme
Aşık akan sulara intizar etme
Bir kaşları suna gözleri süzme
Kirpiği hançere benzettim seni

Kapısına şeydullaha vardığım
Davasın derdime derman kıldığım
Aşkın havasına hayran olduğum
O nazlı pirime benzettim seni

Eydür Virani’yem kal u belaya
Sofrası meydanda Bektaş Veli’ye
Bir ismi Muhammet biri Ali’ye
Ali ül Haydar’a benzettim seni

Kul Himmet:

Ne zaman doğduğu bilinmeyen Kul Himmet’in şiirlerinden hareketle 16. Yy’da yaşadığı düşünülmektedir. Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Görümlü köyünde ona isnat edilen bir türbe bulunmaktadır. Torunlarının da halen aynı köyde yaşadığı söylenmektedir. Bazı araştırmacılar tarafından, Kul Himmet’in Pir Sultan Abdal ile çağdaş olduğu, hatta onun etkisinde kaldığı da ifade edilmiştir. Alevi inancını şiirlerinde halkın anlayabileceği bir Türkçeyle etkili biçimde ifade etmiştir. Alevilik öğretisini şiirlerinde yoğun bir şekilde kullanması, kendisinden sonra yaşayan ozanlar üzerinde büyük etkiler bırakması, özellikle Alevi-Bektaşi öğretisine yaptığı katkılarla bu muhitçe Yedi Ulu Ozan’dan sayılmıştır.

Seyyah olup şu âlemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkârıma okuryazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Bilmem amelimden yoksa özümden
Ah ettikçe kan yaş gelir gözümden
İki elim kalkmaz oldu dizimden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kul Himmet üstadım ummana daldım
Gelenden geçenden haberin aldım
Mecnun olup gezip dolandım
Bir dost buldum ama tez akşam oldu

Bu yazı: Abdülbâki Gölpınarlı İslâm Ansiklopedisi “Nesimi” maddesi, Ali Celaleddin Ulusoy “Yedi Ulular (1974)” kitabı, Tufan Gündüz “Son Kızılbaş Şah İsmail” kitabı, Pir Sultan Abdal Divanı, Reyhan Keleş “Yedi Ulu Ozan’ın Yedi Sembolizmi” adlı makale, Antoloji.com internet sitesi ve İslam Ansiklopedisi ilgili maddeler kullanılarak hazırlanmıştır.

Görseller ise internetten alınmıştır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu